Dokunsam, hava ağlayacaktı. Dokunsa, ben. Ama ne ben ne de o, dokunmadık. Çok ağladım.
Oturuyorduk.
Elimi dirseğimden büküp çenemin altına almıştım. Bir ayağım, ötekinin üzerinde duruyordu. Yerli yerindeydi uzuvlarım. Birbirleriyle düşman iki ülkenin sınır çizgisi, iki dirsek mesafemizden geçiyordu tevekkeli. Yanımdaydı. Oturuyordu. Oturuyorduk. Nefesi, soğuk savaş ilan edercesine sınırı aşıp çarpıyordu elime. Hiçbir “Dur!” emrime olumlu yanıt vermiyordu soğuk nefesi. Çevirse başını, tam sol omzunun doğrultusunda barış ilan edilecekti. Çevirmedi. Bilmiyorum, kaçıncı biz savaşını yaşıyorduk, ve kaç şehit vermiştik içimizde, bilmiyordum. Göz yumuyordum. Film oynuyordu karşıda ve üstelik biz olamayacak kadar kalabalıktı etraf. İzlemiyordum.
Yerli yerimizdeydik. Onun eli, sol karın boşluğundaydı ve benimkisi çenemin hemen altında. Bütün bu savaş, elimin, onun elinin yanında olmamasındandı oysa. Bir daha yerli yerinde olamadı hiçbir uzuvlarımız. Dağıldı şehir. Nereye adım atsam ve her nereye elim çarpsa, eline rastgeldim. Gözleri saçılmıştı dört bir tarafa. Ve her ne hikmetse kanımız donmuş, kırmızıya bulanmamıştı bir tek iki mavi.
Yürüdük ve bir başımıza.
Ertesi günler, o güne nazaran daha dingindi. Dinmişti karmaşa. Karmaşa diyordum adına, çünkü hiçbir savaşın nedeni size söylenen değildir. Olmamıştır da. “İşler karışık”tır nitekim. Ve hiçbir savaşın kazananı olmaz, olmamıştır. Bu yüzden hiçbir savaş, bir kerelik değildir. Hepsi bu yüzdendir bilhassa.
Ertesi günler, o güne nazaran daha eksiktir. Eksikti mütemadiyen. Savaşın izlerini silmek için ortaya saçılmış uzuvlarını toparlamak yeterli olmaz insanın. Kolun bacağındır ki, iki kilometre ötede, bir düşman ayağının doğrultusundadır. Halbuki sen, iki kilometre gerisinde. Ve artık hep eksik, eksik ve dağılmışsındır.
Ne demiştim? Savaşlar, hiç, bir kerelik olmamıştır.
Ertesi günlerden birinde ikinci savaşımızı vermişizdir, çekilmişizdir topraklarımızdan. Bu seferki sınır, iki göz mesafemizden geçiyormuştur. Irza geçiyordur mesafeler. Yaşamak için oradayımdır. Devam edebilmek için. Hayran. “Bundan, bundan” diyememişimdir. Dememişimdir. Susmuşumdur. O konuşmuş, ben susmuşumdur. O gitmiş, ben kalmışımdır. Kazananı olmamıştır savaşın. Lakin bir marşı mutlaka olmuştur savaşların. Dingin ve kabullenmiş, uyumuşumdur.